Kategoriler
Ceza Avukatı Genel

Suç İşleme tahrik Suçu TCK 214

“Suç işlemeye tahrik” başlıklı 214 üncü maddesinde; “(1) Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silâhlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik eden kişi, onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Tahrik konusu suçların işlenmesi hâlinde, tahrik eden kişi, bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır” denilmektedir.

Suç işlemeye tahrik başlıklı 214 üncü maddede iki ayrı suç düzenlenmektedir: Suç işlemeye tahrik (m.214/1) ve halkı birbirini öldürmeye tahrik (m. 214/2) , 214 üncü maddenin 3 üncü fıkrasında ise tahrik konusu suçların işlenmesi halinde tahrik eden kişinin bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılacağı belirtilmiştir.

Korunan Hukuki Değer

Suç işlemeye tahrik suçu işlendiğinde toplumdaki belirsiz sayıda ki kimselerin bu suçu işlemesi ihtimali doğar ancak bu kişilerin kimler olduğunun tespiti çoğu zaman mümkün olmaz.

Suç işlemeye tahrik olma ihtimali olan kimselerin tespiti mümkün olmadığı için tahrik olunan suçun işlenip işlenmeyeceği, işlenecekse ne zaman işleneceği de çoğu zaman bilinmeyecektir.

Bu nedenlerle anılan suçun işlenmesi ile kamu düzeni ve toplumun huzuru, dirlik ve düzen içinde yaşamasının önüne geçilmiş olur. O halde bu suçla korunan hukuki yarar toplum düzeninin dolayısıyla kamu barışının korunmasıdır.

Fail

Suçun faili herkes olabilir.

Mağdur

 Suçun mağduru bütün toplumdur.

Suçun mağduru belirli kimselerden ve belirli sayılardan oluşmayan bütün toplumdur.

Fiil

214 üncü maddede yer alan her iki suç tipi de, tehlike suçu olup, tamamlanmaları için tahrik konusu suçların işlenmiş olması gerekmez. Bu suçlar, kamu barışı açısından büyük bir tehlike ifade ettiği için, iştirak ilişkisinden bağımsız, müstakil suç olarak  düzenlenmiştir. Burada önemli olan, belirli olmayan kimselerin suç işlemeye tahrik edilmesidir. Eğer muayyen kişiler, belli bir suçu işlemek için teşvik veya azmettirilmiş ise, meselenin iştirak kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir

Suç işlemeye tahrik fiilinin maddi unsurunu, suç işlemek için alenen tahrikte bulunmak oluşturmaktadır.

İkinci fıkrada düzenlenen suçun maddi unsuru, halk kesimlerinin silâhlı şekilde birbirlerine karşı öldürmeye tahrik edilmesidir. Suç halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silâhlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik etmekle tamamlanır. Suçun tamamlanabilmesi için öldürmenin ya da fiili saldırının başlaması gerekmez. Belirli kişilerin öldürülmesinin istenmesi, tahrikin bu doğrultuda yapılmış olması hâlinde; fıkra hükmü uygulanmaz. Bu hâlde de konunun iştirak kuralları çerçevesinde çözülmesi gerekir.

Tahrik, her türlü kitle haberleşme araçları, ses kayıt bantları, plak, film, gazete, mecmua ile sair basın aletlerliyle veya elle yazılıp çoğaltılarak yayınlanan veya dağıtılan yazılar ile ya da umumi yerlerde levha ve ilan asmak suretiyle olursa, yukarıdaki bentler uyarınca suçlu hakkında tayin olunacak ağır hapis ve hapis cezaları bir misli artırılır. Para cezası hükmolunacak hallerde bu ceza suçun nevine göre yedibinbeşyüz liradan otuzbin liraya kadar ağır para cezası olmak üzere tayin olunur.

Manevi Unsur

 Tck 214’te düzenlenen suça tahrik suçu, ancak kastla işlenebilen. Yani bilerek ve isteyerek işlenebilen bir suçtur.

Anılan bu suçun taksirle işlenmesi olanağı bulunmamaktadır.

Yaptırım

Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silâhlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik eden kişi, onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Görevli Ve Yetkili Mahkeme

Tck 214’te düzenlenen her iki suçunda takibi re’sen olup, şikayete bağlı değildir.

Birinci fıkradaki suç için görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi iken, ikinci fıkradaki suçun ceza üst sınırından dolayı Ağır Ceza Mahkemesidir.

Yetkili mahkeme ise tahrikin yapıldığı yer mahkemesidir.

Avukat Ozan Kayahan

Kayahan Hukuk Bürosu

Kategoriler
Ceza Avukatı Genel

Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçu TCK 213

Madde 213- (1) Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun silâhla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza, kullanılan silâhın niteliğine göre yarı oranına kadar artırılabilir”

Halk Arasında Korku ve Panik Yaratmak Amacıyla Tehdit Suçu 5237 sayılı TCK’nun “Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” başlıklı 213 üncü maddesinde düzenlenmektedir.

Korunan Hukuki Yarar

Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçu ile korunan hukuki yarar; halkın hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlığı ya da malvarlığıdır.

Maddi Unsur

Suçun maddi unsurunu, halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla, hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunmak oluşturmaktadır.

 Suç için belirli kişi veya kişilerin değil, gayri muayyen kişilerden oluşan kitlelerin tehdide muhatap olması aranır.

Tehdidin halkın hayatı, sağlığı, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından bir korku, endişe veya panik meydana getirmek amacıyla yapılmış olması gereklidir.

Tehdit sebebiyle halkta meydana gelecek telaş hali değişik derecelerde olabilir. Bu sebeple madde metninde endişe, korku ve panik kelimeleri kullanılmıştır. Ancak suçun tamamlanması için endişe, korku ve paniğin fiilen gerçekleşmiş olması aranmaz.

Tehdidin objektif olarak böyle bir hâle sebebiyet verebilecek nitelikte olması yeterlidir. Fiil tehlike suçu niteliğinde olduğundan suçun teşekkülü bakımından herhangi bir  zararın doğmuş olması da şart değildir.

Geleceğe dair söylenmemiş şeyler bu suçu oluşturmayacaktır.

Yine kişinin kendi iradesindeki olmayan sözler sarfetmesi bu suçu oluşturmaz. Örneğin kamuya açık bir alanda eğer benim dediklerimi yapmazsanız, başınıza dolu yağdıracağım gibi ifadeler bu suçu oluşturmamaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 213. maddesi gerekçesinde tehdidin halkın hayatı, sağlığı, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından bir korku, endişe veya panik meydana getirmek amacıyla yapılmış olmasının gerekliliği hususuna yer verilmiş ise de, bu ifade kanun maddesi ile uyumlu bir içeriği yansıtmamakta, madde metninde açıkça “halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunma” eylemi düzenlenmektedir.

Fail

Suçun faili herhangi biri olabilir.

Mağdur

Suçun Mağduru yine herkes olabilecektir. Yani mağdur tüm toplumdur.

Manevi Unsur

 Bu suç yalnızca kastla işlenir. Taksirle işlenmesi mümkün değildir. Suçun oluşması için suçu işleyende halk arasında korku ve panik yaratma amacının mevcut olması gerekmektedir.

Suçun Nitelikli Halleri

Bu suçta iki adet nitelikli hal düzenlenmiştir.

İlki bu m213’teki suçun silahla işlenmesidir. M.218’de düzenlenen suçların basın yayın yolu gerçekleştirilmesi halinde de yine bu suçun nitelikli halinin meydana geldiğinden bahsedilecektir.

Kovuşturma, Soruşturma, Görevli Mahkeme

 Bu maddedeki iki suçunda takibi re’sen gerçekleştirilir. Şikayete tabi değildir.

Bu suçta görevli mahkeme AsliyE Ceza Mahkemesidir. Ancak suç basın yayın yolu ile gerçekleşirse acele işlerden sayılır.

Yetkili yargı mercii ise, halk topluluğunun bulunduğu yer değil, alenen tehdit edildiği yer merciidir.

Yaptırım

Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Suçun silâhla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza, kullanılan silâhın niteliğine göre yarı oranına kadar artırılabilir” denilmektedir .

Avukat Ozan Kayahan

Kayahan Hukuk Bürosu

Kategoriler
Ceza Avukatı Genel

Hayasızca Hareketler Suçu TCK 225

Madde 225 – (1) Alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Genel Bilgi

Bu suçun diğer bir ismi teşhircilik suçudur. teşhircilik suçu, kişinin  açık bir şekilde  cinsel ilişkide bulunması veya teşhircilik yapması ile oluşur. Bu nedenle, pratikte bu suçun bir diğer ismi de alenen cinsel ilişkide bulunma suçu olarak adlandırılmaktadır. 

Hayasızca hareketler suçu, “Genel Ahlaka Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenmiştir.

Suç ile Korunan Hukuki Değer

Toplumsal ahlak ve utanma duygusudur.

Nitekim kanun koyucu maddenin gerekçesinde “madde metninde, toplumun sahip bulunduğu ortak edep (ar ve haya) duygularının, edep törelerinin ihlâli, incitilmesi ve her ne suretle olursa olsun edep ve ahlâk temizliğine alenen saldırı niteliği taşıyan hareketler, tutum ve davranışlar ve takınılan durumlar suç olarak tanımlanmıştır.” Şeklinde madde ile korunması amaçlanan hukuki değeri açıklamıştır.


Hayasızca Hareketler Suçu, hem teoride hem uygulamada bazı suçlarla karıştırılabilmektedir.

 Dolayısı ile  karıştırılmaması gereken suçların sıralanması yerinde olacaktır.

İlk olarak Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan farklıdır, o suç bu kadar cinsel içerikli değildir, edebi ihlal etmeyen toplumsal kurallara aykırılık söz konusudur.
Madde 123 – (1) Sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. (Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma)

Bir diğer karıştırılabilecek suç ise cinsel taciz suçu ile ilişkisidir. Zira Hayâsızca hareketler belli bir kişiyi hedef alarak yapılırsa cinsel taciz suçu oluşur.

Maddî Unsur:

1-Fiil: 
Alenen, açıkça, cinsel arzuların tatminine yönelik olan, ahlaka, terbiye ve nezaket kurallarına aykırı, edep duygularını inciten davranışlardır.

a) Alenen cinsel ilişkide bulunma: 

 Cinsel ilişki: İki kişi arasında rızaya dayalı birleşme. Suç fiilinin tamamlanması için birleşmenin tamamlanması gerekmez.
 Aynı cinsler arasında ya da normal-anormal olabilir. Hayvanla ya da şiddet-tehdit kullanılarak gerçekleştirilen ilişkiler bu kapsamdadır.

b) Teşhircilik:

Cinsel nitelikte olan, cinsel organla yapılan ya da cinsel organın dâhil olduğu davranışlardır.

Kişinin cinsel tatmine ulaşabilmek için cinsel organını görmek istemeyen kişilere göstermesi teşhircilik eylemini oluşturmaktadır

Açıkça tuvaleti yapmak, Hayasızca Hareketler suçu kapsamına girmeyip, Kişilerin huzur ve sukununu bozma suçu kapsamında değerlendirilir. Bu doğrultuda 2004 yılında Yargıtay kararı vardır. Alkollü sanığın gece 03.15 sıralarında işlek olmayan yol kenarına sıkışması nedeniyle idrar yapma eyleminde, atılı suçun teşhir ögesinin oluşmadığı gözetilmeden, yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle TCY.nın 225. maddesi uyarınca hayasızca hareketler suçu nedeniyle cezalandırılmasına karar verilmesi hukuka aykırıdır

Yine öpüşme Hayasızca Harektler veya Teşhircilik suçunu oluşturmaz. Ama öpüşme yanında başka cinsel içerikli fiiller de varsa suçun oluşabileceğinden bahsedilecektir.

Aleniyet önemli bir unsurdur, gerçekleşmeden suç oluşmaz. Aleniyet şartının oluştuğundan bahsedebilmek için sadece duymak değil gözle de görmek gerekmektedir.
Yerin niteliği, aleniyetin kabulü açısından önemsizdir. Özel bir mahalde de başkalarının algılayabileceği şekilde hayâsızca harekette bulunulabilir.

Fail

Suçu herkes işleyebilir. Herkes bu suçun faili olabilir.

Manevî unsur

m.225’teki bu suç ancak kast ile işlenebilir. Taksirle işlenmesi mümkün değildir. Bilerek ve isteyerek rıza ile eylemin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.


Kovuşturma ve Soruşturma

Kovuşturma re’sen yürütülür.


Yaptırım

 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıdır. Genel ceza hukuku bilgilerimizden yola çıkarak bu suç için tck m.50’nin uygulanabileceğini söylemek mümkün olacaktır.
Teşhircilik veya alenen cinsel ilişkide bulunma suretiyle hayasızca hareketler suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası şartları varsa adli para cezasına çevrilebilir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi mümkündür.

Hayasızca Hareketler Suçunda Görevli Mahkeme

Teşhircilik veya alenen cinsel ilişkide bulunma suretiyle hayasızca hareketler suçu nedeniyle yargılama yapma görevi, asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Yakın Tarihli Yargıtay Kararı:

T.C YARGITAY 14. Ceza Dairesi

Esas: 2012 / 15101 Karar: 2014 / 9605 Karar Tarihi: 09.09.2014

HAYASIZCA HAREKETLERDE BULUNMA SUÇU – SANIĞIN KAÇARKEN ARKASINI DÖNEREK PANTOLONUNUN FERMUARINDAN ÇIKARDIĞI CİNSEL ORGANINI MAĞDURA GÖSTERDİĞİ – EYLEMİN CİNSEL TACİZ SUÇUNU OLUŞTURDUĞUNUN GÖZETİLMESİ GEREĞİ

Özet: Hırsızlık amacıyla mağdurun ikametinin alt katında bulunan pencere korkuluklarından mağdurun ikametine doğru tırmanan sanığın mağdur tarafından fark edilmesi üzerine kaçarken arkasını dönerek pantolonunun fermuarından çıkardığı cinsel organını mağdura göstermek şeklindeki eyleminin cinsel taciz suçunu oluşturduğunun gözetilmesi gerekir.

(5237 S. K. m. 105, 225)

Dava: Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenip gereği düşünüldü:

Karar: Mağdurun aşamalardaki samimi anlatımlarına, dosya içeriğine ve kabule göre, hırsızlık amacıyla mağdurun ikametinin alt katında bulunan pencere korkuluklarından mağdurun ikametine doğru tırmanan sanığın mağdur tarafından fark edilmesi üzerine kaçarken arkasını dönerek pantolonunun fermuarından çıkardığı cinsel organını mağdura göstermek şeklindeki eyleminin TCK nın 105/1. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturduğu halde, suç vasfında yanılgıya düşülerek TCK.nın 225. maddesinde düzenlenen hayasızca hareketlerde bulunma suçundan hüküm kurulması,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün ceza miktarı yönünden kazanılmış hak saklı kalmak kaydıyla 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 09.09.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

Avukat Ozan Kayahan

Kayahan Hukuk Bürosu

Kategoriler
Ceza Avukatı Genel

İşkence Suçu TCK 94

İŞKENCE SUÇU TCK 94MADDE 94. – (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Suçun;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,
İşlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.KORUNAN HUKUKİ DEĞERTCK m. 94’ün dışında, işkence yasağı Anayasanın 17. maddesinin 3. fıkrasıyla da anayasal güvenceye alınmıştır. Diğer taraftan, Anayasanın 38. maddesinin 5. fıkrasında, kimsenin kendini ve yakınlarını suçlayıcı beyanlarda bulunmaya ve delil göstermeye zorlanamayacağı kuralı yer almaktadır. işkence teşkil eden fiiller, bir yandan bu fiillere maruz kalan kişilerin vücut dokunulmazlığına ve onuruna saldırı niteliği taşımakta, beden ve ruh sağlığını bozmaktayken; diğer taraftan irade serbestîsi ile algılama yeteneğini etkilediği kişinin, duyduğu acı ve elemin etkisiyle gerçek dışı beyanlarda bulunmasına sebebiyet vermektedir.İşkence suçuyla insani değerlerin öncelikli olarak koruma altına alınması amaçlanmaktadır.FAİLİşkence suçunun faili, yalnızca kuvvet kullanma görev ve yetkisine sahip olan kamu görevlileri olabilecektir.MAĞDURTCK’daki düzenlemeye göre, herkes işkence suçunun mağduru olabilir.
Fakat TCK m. 94/2 gereğince, bu suçta belirli kimselerin mağdur olması nitelikli hal olarak öngörülmüştür. Mağdurun çocuk, beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak kişi veya gebe kadın olması ya da fiilin avukata veya diğer kamu görevlilerine karşı görevi dolayısıyla işlenmesi durumunda ceza arttırılmaktadırFİİLTCK bakımından işkence suçu iki alt unsurdan oluşmaktadır
a. insan onuruyla bağdaşmayan bir davranışın olması;b. bu davranışın mağdurun
– bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine veya- algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine veya
– aşağılanmasına yol açması gerekmektedir. Bu suç icrai veya ihmali şekilde gerçekleşebilecektir.Kamu görevlisinin mağduru dövmesi, cinsel tacizde bulunması icrai; mağduru aç bırakması, ona depresyon haplarını vermemesi ihmali hareketlere örnek olarak gösterilebilir.Failin ihmali hareketi kasten gerçekleştirmiş olması gerekir. Nitekim gerekçede de, “İşkence suçu, çoğu zaman, amir mevkiindeki kamu görevlilerinin zımni muvafakatiyle gerçekleştirilmektedir. Başka bir deyişle, amir konumundaki kamu görevlisi, kendi gözetim yükümlülüğü altında yürütülmekte olan bir soruşturma işlemi sırasında kişilere işkence yapıldığını öngörmesine rağmen bu konuda gerekli müdahalede bulunmamak suretiyle işkence yapılmasına zımnen rıza göstermiş olabilir. Maddenin beşinci fıkrasına göre; bu gibi durumlarda, amir konumundaki kamu görevlisi, ihmali davranışla işkence suçunu işlemiş kabul edilecek” denilmektedir. Görüldüğü üzere, işkence suçunun ihmali hareketle işlenebilmesi bakımından “failin zımnen rıza göstermesi” gereklilik olarak karşımıza çıkar.TCK m. 94’e göre, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yok açacak davranışları gerçekleştiren kimse .işkence suçunu işlemiş olacaktırAnayasa Mahkemesi insan onuru kavramını şu şekilde açıklamıştır: “İnsan onuru kavramı insanın ne durumda, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun sırf insan oluşunun kazandırdığı değerin tanınmasını ve sayılmasını anlatır. Bu öyle bir davranış çizgisidir ki ondan aşağı düşünce, muamele ona muhatap olan insanı insan olmaktan çıkarır.Vurrma, darbe indirme gibi mağdurun vücuduyla doğrudan temas edildiği durumlarda vücuda acı vermek koşulu genellikle gerçekleşmiş olmaktadır.
Fakat, bir kimsenin rutubetli, pis, böceklerle dolu bir mekanda tutulması gibi, her zaman maddi acı vermemekle birlikte, bedensel yönden sıkıntı yaratan bazı haller de bu kapsamda işkence suçuna meydan verebilecektir.
Bu tür durumlar ruhsal acı içinde de değerlendirilebilir.Yargıtay, bir kaptan diğer kaba su boşaltılarak su arzusunu kamçılamayı, giysileri soyarak, yere yatırıp mağdurun vücuduna buz sürmeyi ve havasız bırakmak için mağdurun kafasına naylon torba geçirmeyi işkence olarak değerlendirmiştir.Yargıtay bazı kararlarında, elbiselerin çıkarılmasını, gözlerin bağlanmasını ve dayak atılmasını aşağılayıcı muamele saymıştırSUÇUN NİTELİKLİ HALLERİa) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,
İşlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

MANEVİ UNSURBuna göre işkence suçunun gerçekleşebilmesi için, kamu görevlisinin insan onuruyla
bağdaşmayan, kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına,
algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine yol açacak davranışları gerçekleştirdiğini bilmesi ve istemesi gereklidir.YAPTIRIMBir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Suçun;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,
İşlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Avukat Ozan Kayahan

Kayahan Hukuk Bürosu

Kategoriler
Ceza Avukatı Genel

Yalan Tanıklık Suçu TCK 272

Yalan Tanıklık Suçu TCK 272

5237 sayılı TCK’nın 272. maddesine göre (1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin göz altına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkumiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkumiyeti halinde, mahkum olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur.
(7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkum olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Korunan Hukuki Yarar

Yalan tanıklık suçu ile korunan hukuki menfaat maddi gerçeğe ulaşılması suretiyle adaletin tecelli etmesindeki toplumsal menfaat ve adalet mekanizmasının işleyişine duyulan güvendir.Yalan tanıklıkta bulunulması maddi gerçeğin ortaya çıkarılamaması tehlikesine yol açabilir ve dolayısıyla adaletin yanlış gerçekleşmesine sebebiyet verebilir. Bu itibarla, yalan tanıklık suçu ile adliyenin yanlış yola sevk edilerek adli mercilerin yanıltılması önlenmek istenmiş ve bu suretle yargılamanın işleyişinin dürüstlüğü koruma altına alınmıştır.

Fail

Yalan tanıklık suçunun faili, tanık sıfatıyla dinlenen kişidir. Suçun faili olabilmek için tanık sıfatı arandığından, bu suç özgü bir suçtur.Akıl hastaları ve çocukların da, tanıklık ettiği olguları algılama ve bunları aktarabilme yeteneğine sahip oldukları ölçüde tanıklık yapabilmeleri mümkündür.  Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda
olmayanlar, kanuni temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler.
Medeni yargılamada, davaya taraf olmayan herkes tanık olabilir.

Mağdur

Suçun mağduru toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Bu suçla esas itibariyle adliyeye ilişkin değerler koruma altına alındığından, gerçeğe aykırı tanıklıktan dolayı toplumu oluşturan herkes mağdur konumundadır.

Suçun Nitelikli Halleri

Suçun mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya
kurul önünde işlenmesi halinde, faile bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
Suçun, adli ya da hukuk davasında yargılamayı gerçekleştiren mahkeme önünde işlenmesi daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hal sayılmıştır.

Fiil

TCK.’nın 272’nci maddesindeki suçta yasaklanan fiil, “gerçeğe aykırı tanıklık yapmak”tır. Gerçeğe aykırı tanıklık, yalan söylemek veya tanıklığın konusunu oluşturan hususlar hakkında bilgiyi bilerek kısmen veya tamamen saklamak, gizlemek, gerçeğe uygun beyanlara gerçeğe aykırı hususlar  tanıklık yapmaktır. Gerçeğe aykırı tanıklığın, tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde yapılması gerekir.
Tanığın, beyanda bulunduğu maddi olguları bilerek ve isteyerek değiştirmesi, çarpıtması, olduğundan farklı göstermesi, gizlemesi bu suçu oluşturur.Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir kararında  “Yalan, gerçeğin kasten değiştirilmesidir. Yanılarak, ihmal edilerek veya bilmeyerek söylenen sözlerle, yalan tanıklık suçu oluşmaz” denilmiştir.
Tanığın usulüne uygun çağrılması yahut tanığın usulüne uygun dinlenilmesi, suçun maddi unsurlarına etki etmez. Ancak suç ve ceza politikası gereği, 273’üncü maddede, tanıklıktan çekinme hakkı olmasına rağmen, bu hakkı kendisine hatırlatılmadan gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapılması, şahsi cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebep olarak öngörülmüştür.
Yalan tanıklık suçunun oluşumu için, beyanda bulunulan makamın yemin verdirmeye yetkili olması gerekmemekte, tanık dinlemeye yetkili olması suçun temel şekli bakımından gerekli ve yeterli olmaktadır. Bu doğrultuda, yalan tanıklık suçunun işlenebilmesi için, tanığa yemin verdirilmesi şart olmayıp, tanığın yemin etmiş olması da gerekmez

Manevi Unsur

Yalan tanıklık suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Bu suç doğrudan kast ile işlenebileceği gibi olası kastla da işlenebilir.  Esasında yalan , bir şeyin “kasten” olduğundan farklı gösterilmesi ya da değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’bir kararında “Yalan, gerçeğin kasten değiştirilmesidir. Dikkatsizlik, unutma, başka şeylerle meşgul olma nedeniyle de olayı görememe ve benzeri
durumlarda bir tanığın, tanıklığının diğer tanığın beyanına uymaması, yalan
tanıklık olarak kabul edilemez” şeklinde karar verilmiştir.

Yaptırım

TCK.’nun 272’nci maddesinin 1’inci fıkrasında düzenlenen yalan tanıklık suçunun basit şeklinin yaptırımı, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür. Suçun mahkeme huzurunda işlenmesi ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde işlenmesinin cezası bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası (m.272/2); üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapılmasının cezası iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür (m.272/3). Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, 1 ila 3’üncü fıkralardan belirtilen ceza yarı oranında artırılır (m.272/4). Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen filli işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur (m.272/5). Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkumiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkumiyeti halinde, mahkum olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur (m.272/6). Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkum olduğu hapis cezasının infazına
başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır (m.272/7). Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (m.272/8).

Soruşturma ve Kovuşturma

Yalan tanıklık suçunun temel şekli ve nitelikli hallerinin takibi re’sen yapılır.

Avukat Ozan Kayahan

Kayahan Hukuk Bürosu

Kategoriler
Ceza Avukatı Genel

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu TCK 265

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu TCK 265

Madde 265 – (1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. (4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

Korunan Hukuki Yarar

Bu suç tanımı ile korunması hedeflenen hukuksal yararlarından en önemlisi, kamu idaresi organlarının faaliyetlerini etkin, hızlı ve zararsız bir şekilde yerine getirebilmesidir.
Ayrıca suç tanımının açık ifadesi, kamu görevlilerinin kişi özgürlükleri ve beden bütünlükleri ile sıhhat ve esenliklerinin de korunmasının amaçlandığını göstermektedir.

Fail
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun faili herkes olabilecektir.Failin kamu görevlisinin yaptığı işlemin muhatabı olması zorunlu değildir.

Mağdur
Suçun mağdurunun kamu görevlisi olması gerekir.
Kamu görevlisi, TCK’nın 6/1-c maddesinde “ kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla mağdurun kamu görevlisi olup olmadığının takdiri, somut olayın özellikleri de dikkate alınarak, genel esaslara göre yapılmalı, klasik anlamda bir “devlet memuru” olması aranmamalıdır. Bu kanaatimizce önemli bir husustur.

Fiil
TCK’nın 265/1. maddesinde suçu oluşturan fiil, “Kamu görevlisine karşı, görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanılması” şeklinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla suçu oluşturan bir hareketten söz edebilmek için failin mağdura yönelik cebir ve/veya tehdit eyleminin bulunması gerekir.
Suçun oluşumu için bunlardan birinin varlığı yeterlidir.Hakaret eylemi ile bu suç işlenemez.Yine sadece eşya üzerinde cebir uygulanarak da bu suç işlenemez. Eğer cebir ve/veya tehdit yanında hakaret veya mala zarar verme de söz konusu ise faili bu suçlardan ayrıca cezalandırmak gerekecektir. Görevi yaptırmamak için direnme suçu,Cebir ve/veya tehdit hareketinin varlığı durumunda, bu hareketlerin dış dünyada meydana getirdiği değişiklik dışında ayrıca bir neticenin oluşması ve bu itibarla nedensellik bağının araştırılmasına gerek yoktur. Cebir tabirinden fiziki kuvvet uygulama anlaşılmaktadır.Nitekim Yargıtay, sair tehdit (m. 106/1’in 2. cümlesi) olarak nitelendirilen “Seni sürdürürüm.”, “Sana göstereceğim.” gibi ifadelerin suçu oluşturacağını kabul etmiştir. Yargıtay’ın seni sürdürürüm ifadesine ilişkin içtihadının değiştiği söylenebilir. Yakın tarihli bazı Yargıtay kararlarında, failin kamu görevlilerine “Sizi sürdürürüm.” şeklinde sözler sarf etmesinin görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturmayacağı, çünkü failin memurların görev yerlerini değiştirme yetkisinin bulunmadığı, ifade edilmiştir. Bununla birlikte failin tehdit sözünün şartla tehdit şeklinde olması yani “Eğer bu görevi yaparsan gelecekte seni ciddi bir zarara uğratacağım.” anlamını taşıması durumunda, görevi yaptırmamak için direnme suçu oluşacaktır.

Ağırlatıcı Sebepler

-Yargı Görevini Yapan Kişilere Karşı İşlenmesi-Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi-Silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi şeklinde sıralanabilecektir.

Manevi unsur

Görevi yaptırmamak için direnme suçu kasten işlenebilen bir suçtur.
Suçun oluşumu için failin suçun tanımındaki unsurları bilerek eylemini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Dolayısı ile fail, mağdurun kamu görevlisi olduğunun, bir kamu görevini yürüttüğünün, ayrıca kullandığı cebir veya tehditin farkında ve bilincinde olmalıdır. Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir.

Yaptırım

Suçun temel hali için altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Suçun yargı görevini yapan kişiye karşı işlenmesi durumunda temel ceza doğrudan TCK m. 265/2’ye göre belirlenmelidir.. Bu durumda ceza iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır.

Kovuşturma ve Soruşturma

Görevi yaptırmamak için direnme suçu, resen soruşturulur.  Temel kural olarak soruşturulması bir izne tabi değildir. Fakat fail bir kamu görevlisiyse ve fiili göreviyle bağlantılı olarak gerçekleştirmişse 4483 sayılı yasa gereği ön inceleme yaptırılması ve soruşturma izni alınması gündeme gelebilecektir. Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.

Avukat Ozan Kayahan

Kayahan Hukuk Bürosu

Kategoriler
Ceza Avukatı

İntihara Yönlendirme Suçu TCK 84

İntihara Yönlendirme  – TCK 84
TCK madde 84 şu şekildedir:
(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.

Korunan Hukuki Değer

İntihara yönlendirme suçu ile korunan hukuki değer hayat varlığı, yaşamın
muhafazasındaki devlete ait menfaattir.
Ayrıca , suçu tanımlayan normla insan hayatı şeklindeki varlığın muhafazasındaki menfaat, bu suçun hukuki konusudur.

Fail ve Mağdur

Hükümde suçların faili olmak bakımından bir özellik aranmadığından, intihara yönlendirme suçlarının faili herkes olabilir.
İntihara yönlendirme suçlarından, TCK’nın 84/1-2 fıkralarında düzenlenen intihara ikna veya yardım etme suçunun mağduru; intihara yönelme fiilinin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği bulunan, kendisine karşı cebir ya da tehdit kullanılmaksızın, intihara azmettirilerek, teşvik edilerek, intihar kararı kuvvetlendirilerek veya intiharına yardım edilerek intihar eden ya da intihara teşebbüs eden kişidir. Maddenin 3. fıkrasındaki intihara alenen teşvik suçunun da mağduru benzer bir şekilde, intihara yönelme fiilinin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği bulunan, cebir veya tehdit altında bulunmayan gayrı muayyen sayıdaki kişiler olmakla beraber daha sonra açıklanacağı üzere, intihara teşvik edilen kişilerin intihar etmeleri ya da en azından intihara teşebbüs etmeleri aranmamaktadır. TCK’nın 84/4. maddesinde hükme bağlanan, intihara sevk veya mecbur etme suçunun mağduru ise, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan ya da kendisine karşı kullanılan cebir veya tehdit nedeniyle intihar eden ya da intihara teşebbüs eden kişidir.
Bir başka deyişle madde 84/4’teki suçun mağduru isnat yeteneği olmayan ya da isnat yeteneğinden mahrum kılınan veya kendisine cebir ya da tehdit yöneltilen bir kişi olabilir.

Fiil

İntihara ikna veya yardım etme suçunun maddi unsuru, başkasını intihara azmettirmek, teşvik etmek, başkasının intihar kararını kuvvetlendirmek veya başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etmektir.Suç, TCK’nın 84/1. maddesindeki bu hareketlerden herhangi birinin yapılması suretiyle işlenebilir. Bu  maddede sayılı hareketlerden bir tanesinin yapılması suçla ilgili maddi unsurun gerçekleşmesi için gerekli ve yeterlidir.

Manevi Unsur

İntihara ikna veya yardım suçunun kastla işlenir.  Bu suç taksirle işlenemez. Bu suçta kast, failin başkasını intihara azmettirmek, teşvik etmek veya başkasının intiharına
yardım etmek bilinç ve iradesine sahip olmasıdır.
Failin; nefret, intikam, zalimlik, batıl inanç, miras almak ya da kişiyi hastalığından, rahatsızlığından kurtarmak motivasyonu ya da amacı, önemsizdir.

Yaptırım

İntihara yönlendirme suçlarından, TCK’nın 84. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen suçun cezası iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır. Mağdurun intihar etmesi durumunda, fail dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Madde 84/3’te hükme bağlanan intihara alenen teşvik suçu için ise, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Son olarak, maddenin 4. fıkrasında yer alan intihara sevk veya mecbur etme suçu bakımından kasten öldürme suçunun karşılığı olan cezaya bakmak gerekecektir. Bu durumda fail madde 81 ve 82 uyarınca müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Avukat Ozan Kayahan

Kayahan Hukuk Bürosu

Kategoriler
Genel

İnsan Ticareti Suçu TCK 80

İNSAN TİCARETİ SUÇU (TCK 80)5237 sayılı Türk Ceza Kanunun İnsan ticareti başlıklı 80. maddesinde; ‘‘(1) Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası verilir. (2) Birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan fiiller var olduğu takdirde, mağdurun rızası geçersizdir. (3) On sekiz yaşını doldurmamış olanların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları hallerinde suça ait araç fiillerden hiçbirine başvurulmuş olmasa da faile birinci fıkrada belirtilen cezalar verilir. (4) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.’’ şeklinde düzenlenmiştirDüzenlemenin gerekçesi Palermo Protokolü’ne doğrudan atıf yapmış ve protokole bağlı kaldığını belirtmiştir.Türkiye, 12 Aralık 2000 tarihinde Palermo‟da imzaya açılan “Sınır Aşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi‟ne Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadınların ve Çocukların Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına ilişkin Protokol‟‟ü 13 Aralık 2000 tarihinde imzalamıştır.  Bununla birlikte bu yeni düzenlemede tüzel kişilerinde cezai sorumluluğu öngörülmüş ve cezai sorumluluğun kapsamı genişletilmiştir. Ülkemizde İnsan Ticaretine İlişkin Türk Ceza Kanunu ile birlikte Diğer Düzenlemeler Şunlardır:a) T.C Anayasası‟nın 17 ve 18. maddeleri
b) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‟nun 80. maddesi
c) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 135, 140, 202 ve 234. maddeleri
d) 4817 sayılı „„Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun‟‟a dayanılarak
çıkarılan „„Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Uygulama
Yönetmeliği‟‟nin 7 ve 13. maddeleri
e) 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu‟nun 16. maddesi,
f) 4925 sayılı Kara Yolları Kanunu‟na dayanılarak çıkarılan „Kara Taşıma
Yönetmeliği‟nin 12. maddesi,
g) 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu‟nun 22, 48, 49, 55, 108 ve
123. maddeleri
h) 5682 sayılı Pasaport Kanunu
i) 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu
j) 492 sayılı Harçlar Kanunu‟nun 88. maddesi

Kavram Olarak İnsan Ticareti

“İnsan ticareti”, kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması demektir.. İstismar, asgari biçimde, başkalarının fuhuş yapmasının kullanılmasını veya cinsel istismarın başka biçimlerini, ya da zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları,organlarının çalınmasını ifade eder.

Korunan Hukuki Değer

Evrensel bir değer olan insan onurudur.

Fail

Bu suçun faili herkes olabilir. İnsan ticareti suçu açısından failde bulunması gereken herhangi bir özel şart yoktur.
Madde uyarınca faili değerlendirmek gerekirse fail, insan ticaretine konu olan kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, başka bir yere götüren, sevk eden, barındıran kimsedir.

Mağdur

Mağdur; “zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla; tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfûzu kötüye kullanmak, kandırmak veya üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliğinden yararlanarak rızasını elde etmek suretiyle, tedarik edilen, ülkeye sokulan veya ülke dışına çıkarılan, kaçırılan, bir yerden başka bir yere götürülen, sevk edilen veya barındırılan herhangi bir kimse”dir.

Suçun Maddi Konusu

Suçun maddi konusu ile mağdur birbirinden farklı kavramlar olmakla birlikte, insan ticareti,suçunda özellik taşıyan bir husustur. Çünkü insan ticaretinde, fiil doğrudan mağdurun maddi ve manevi varlığı üzerinde gerçekleşmektedir. Fiilin, bireyi nesne haline getirmesi, bir eşya veya mal gibi alınır satılır, nakledilir, sevk edilir kılması sebebiyle, suçun mağduru aynı zamanda maddi konuyu da teşkil etmektedir. Dolayısıyla “canlı herhangi bir insan” insan ticareti suçunun maddi konusu olabilir. Ancak canlı olmayan bedenin nakli insan ticaretine sebebiyet vermez. Örnek vermek gerekirse ölmüş bir kimsenin cesedinin, vücut organlarının alınması maksadıyla nakledilmesi halinde insan ticareti suçu oluşmaz.

Fiil

TCK’nın 80’inci maddesinin 1’inci fıkrasında insan ticareti suçunun maddi unsurunu oluşturan hareketler; “kişileri ülkeye sokmak, ülke dışına çıkarmak, tedarik etmek, kaçırmak, bir yerden başka bir yere götürmek, sevk etmek, barındırmak” şeklinde gösterilmiştir. Ancak suçun gerçekleşmesi bu fiillerden önce, mağdurun iradesini etkileyen bir takım araç hareketlerin gerçekleştirilmesine veyahut mağdurun zor durumundan istifade edilmesine bağlıdır. Burada  iradeyi ortadan kaldıran ve böylece  suçun işlenmesine imkân sağlayan araç fiiller; “tehdit, baskı, cebir veya şiddet, nüfûzu kötüye kullanmak, kandırmak, kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanmak” tır.Burada ifade edilmesi gereken önemli bir nokta, mağdurun on sekiz yaşını doldurmamış olması halinde, araç fiillerden hiçbirisi yapılmamış olsa da suç gerçekleşecektir.

Manevi Unsur

İnsan ticareti suçunun kasten işlenebilir.  Fail bilerek ve isteyerek madde metninde belirtilen hareketleri gerçekleştirmelidir. Bu suçun taksirle işlenebilmesi mümkün değildir.

Yaptırım

Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası verilir.

Soruşturma ve Kovuşturma

İnsan ticareti suçu re’sen soruşturulan bir suçtur. Suçtan zarar görenin şikâyeti aranmaz.
İnsan ticareti suçu hakkında; evrensellik prensibinin bir gereği olarak nerede işlenmiş olursa olsun, failin Türk vatandaşı ya da yabancı olup olmamasına bakılmaksızın, yabancı ülkede mahkûmiyet veyahut beraat kararı verilmiş olsa da Adalet Bakanı’nın talebi üzerine Türkiye’de Türk kanunlarına göre yargılama yapılır.İnsan ticareti suçunda  görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.

Avukat Ozan Kayahan

Kayahan Hukuk Bürosu

Kategoriler
Genel

Kayahan Hukuk Bürosu olarak İlkelerimiz

Kayahan Hukuk Bürosu olarak her zaman anayasamızda yer alan hukuk devleti , kuvvetler ayrılığı , yargı birliği ve tabi hakim ilkelerinin savunucularından olduk. En başta anayasamız olmak üzere ve mevcut her türlü mevzuatın adil ve hakkaniyetli karara gidebilme potansiyeli en başta bu ilkelerle vücut bulmaktadır.

Yine Yargımızın , bir karar verirken anayasada yer alan eşitlik ilkesine tam teslimiyeti de kararın adil olarak kabulü için önemli ve gereklidir. Zira herkes ; dil, ırk, köken, cinsiyet, cinsellik, yaş, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep, dine ve inanca ilişkin görüş farkı gözetilmeksizin hukuk önünde ve hak aramada eşittir ve bu haktan eşit yararlanır.

         Bunun dışında Avukat Ozan Kayahan olarak savunduğum diğer önemli ilkelerden biri de Sözleşme Özgürlüğü ve Güvenliğidir.  Çünkü herkes; özgür iradesi ile dilediği sözleşmeyi kabul ederek imzalayıp, bu sözleşmenin icaplarının ifasını isteme hakkına sahiptir. Hiç kimse, sözleşmeden kaynaklanan borcunu ifa etmediği gerekçesiyle hapsedilemez.

         Adaletin yerine gelmesi için bulunması gereken en önemli üç haktan biri de Hak Arama Özgürlüdür. Her vatandaş , yasal yolları kullanark bağımsız ve tarafsız yargı huzurunda iddia ve savunma ile dürüst ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Hak arama özgürlüğü kısıtlanması mümkün olmayan bir haktır.

         Adaletin tecellesine yardımcı olan diğer önemli ilke de Dürüstlük ve İyiniyet İlkesidir. Bu ilke de hakkını kullanan kişinin hem hakkını kullanırken hem de borçlarını yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi gerekir. Yine hukukun meşhur bir ilkesidir ki “Bir hakkın kötüye kullanılmasını kanun himaye etmez.” Yie hakların kazanılmasında ve hukuki bir sonucun gerçekleşmesinde iyiniyet esastır. Kişi; kendisinden beklenen dikkat ve özeni gösterdiği halde, hakkın kazanılmasını veya hukuki sonucun gerçekleşmesini engelleyen durumu bilmemeli ve bilmesi de gerekmemelidir. Bu durumda kişinin iyiniyeti korunur.

         Kazanılmış hak ilkesi de evrensel hukukta her alan kadim bir prensiptir. Bireyin hukuka uygun şekilde kazandığı hak korunur ve elinden alınamaz. Bir hakkın kullanılması için gerekli olan şartlar kaybedilmedikçe, hak sahibinin bu hakkı kullanımı engellenemez.

         Ceza hukukundaki en önemli ilkelerden biri de bir suçtan iki yargılama yapılmaz ve ceza verilemez. Herkes, bir suçtan, ancak bir defa yargılanabilir ve bir defa cezalandırılabilir. Bir insan, yargılandığı suçtan keyfi olarak tekrar yargılanıp cezalandırılamaz.

         Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz anlamına gelen suç ve cezada kanunilik ilkesi hukuk fakültelerinde ilk öğretilen temel prensiplerden birisidir.

Avukat Ozan Kayahan

Kayahan Hukuk Bürosu

Kategoriler
Genel

Kayahan Hukuk Bürosu

Avukat Ozan Kayahan 1973 yılında İzmir’de dünyaya gelmiş olup 1999’da Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezuniyet diplomasını almıştır. Avukat Ozan Kayahan vatani hizmet kapsamında askerlik vazifesini 2001’de yapmıştır. 2002–2005 yılları arasında farklı hukuk bürolarında avukat sıfatıyla çalıştı. 2004 yılında İstanbul’a taşınmış ve 2005’te Kayahan Hukuk Bürosunu kurdu. 2005 yılından bu yana Kayahan Hukuk Bürosunda kurucu avukat olarak ekibiyle Profesyonel avukatlık görevini devam ettirmektedir. Av.Ozan Kayahan’ın hazırladığı ve yurdumuzda yaşanan hukuki sorunlara değinen pek çok makalesi ve ayrıca videoları değişik yayın organlarında yayımlanmıştır.

Av. Ozan Kayahan, anayasamızda yer alan hukuk devleti ilkesinin gerçek bir ciddiyetle uygulanmasının bireyin hak ve özgürlüklerine en büyük katkı olduğuna inancı tamdır. Aynı şekilde Avukat Ozan Kayahan çeşitli davalarındaki hukuksal savunmalarında kanunların gerçek anlamıyla  anlamıyla ve Anayasamızdaki eşitlik ilkesine uygun olarak uygulanması gerektiği prensibini benimsemiştir. Avukat Ozan Kayahan, bilhassa yasa uygulayıcılarının, bir başka deyişle hakimlerin , bireyi ve vatandaşı mağdur edecek şekilde uygulanması gereken yasayı orantısız bir takdir hakkı ile uygulamasına karşı her zaman etkili ve dik duruş göstermektedir.